Bu haber “Seçim sonrasında döviz ne olacak” diyenlere gelsin… FED-ECD ikilisi neler yapıyor… Michael Roberts yazdı

Gelişmiş kapitalist ekonomilerdeki iki ana merkez bankası, ABD Merkez Bankası (FED) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB), bu hafta ‘politika’ faiz oranlarını yeniden yükseltti. Politika faiz oranı, bu ekonomilerdeki tüm borçlanma oranlarının tabanını belirlemektedir. Michael Roberts’ın Aydınlık’ta yer alan yazısına göre, her iki merkez bankası da faiz oranlarını yüzde 0,25 daha arttırdı. Böylece FED’in faiz oranı yüzde 5,25’e, ECB’ninki ise yüzde 3,7’ye yükseldi. ABD ve Avrupa Birliği’nin faizi iki yıl önce sırasıyla sadece yüzde 0,25 ve yüzde 0’da seyrediyordu.

PARASAL SIKILAŞTIRMA ETKİSİZ

Bu artışların iddia edilen amacı enflasyonu ‘kontrol etmek’ ve şu anda yüksek olan oranları her iki merkez bankasının da yüzde 2 olan sözde hedef oranına geri çekmektir. Benim de dahil olduğum bir kesim iktisatçı, bu parasal sıkılaştırma politikasının enflasyonu düşürmede çok az etkisi olacağını, çünkü enflasyonun nedeninin aşırı para arzı (monetarist teori) ya da aşırı ücretlerin fiyatları artırması (Keynesyen teori) olmadığını kanıtlarıyla ortaya koymayı sürdürüyoruz. Bu teorilerin hiçbirinin ampirik olarak desteklenmediğini vurguluyoruz.

Son iki yılda hızlanan enflasyonun nedeni, kısmen COVID çöküşünden sonra tedarik zinciri tıkanıklıklarından, kısmen Rusya-Ukrayna savaşından ve kısmen de dünya ekonomisinin başlıca mal sektörlerindeki çok düşük verimlilik artışından kaynaklanan, hem üretimde hem de ulaşımda arz kısıtlamasında bulunabilir.

REEL ÜCRET DÜŞTÜ KÂRLAR YÜKSELDİ

Arz sıkıntısı, çok uluslu enerji ve gıda üreticilerinin fiyatları aşırı derecede yükseltmesini sağladı. Petrol devlerinin olağanüstü karlarına bakın. Bu hammadde maliyetleri daha sonra şirketler tarafından ‘son tüketiciye’ (çoğunlukla hane halkına) fiyat artışları olarak yansıtıldı. Enflasyonist sarmaldan en çok kazançlı çıkan ücretler değil, kârlar olmuştur. Hemen hemen her ekonomide reel ücretler (yani enflasyon düşüldükten sonra) son iki yılda düşmüştür.

Son iki yılda fiyatlarda ortalama yüzde 15 civarında (enerji ve gıdada çok daha yüksek) bir artış olmuştur. Büyük ekonomilerdeki manşet enflasyon oranı, arz yönlü tıkanıklıkların sona ermesi ve büyük ekonomilerin durgunluğa doğru hızla ilerlemesi ve reel gelirlerin düşmesi nedeniyle daha yeni düşmeye başlamıştır. FED ve ECB’nin para politikaları enflasyonu düşüren etkenler olmamıştır.

ÇEKİRDEK ENFLASYON HEDEFLENENİN ÜÇ KATI

Yine de merkez bankası liderleri, bu sancılı faiz artırımı sürecinden kaçınılamayacağı ve enflasyonu düşürmenin tek yolu olduğu hikayesini papağan gibi tekrarlamaya devam ediyor. İngiltere Merkez Bankası baş ekonomisti Huw Pill’in yorumlarını hatırlayın: “Birleşik Krallık’ta bir şekilde birilerinin daha kötü durumda olduklarını kabul etmeleri ve ister daha yüksek ücretlerle ister enerji maliyetlerini müşterilere yansıtarak olsun, fiyatları artırarak gerçek harcama güçlerini korumaya çalışmaktan vazgeçmeleri gerekiyor.”

Düşen enerji ve gıda fiyatlarını çıkarırsanız, ABD ve Avrupa’daki temel enflasyon oranları ‘yapışkan’ olmaya devam etmektedir. Nitekim ‘çekirdek’ enflasyon her iki bölgede de yıllık yüzde 6’ya yakın seyrediyor ki bu da merkez bankalarının yüzde 2’lik enflasyon hedefinin üç katından fazla.

BANKACILIK KRİZİNİ TETİKLEDİ

Merkez bankalarının faiz artırımlarının etkisi, enflasyonu düşürmekten ziyade ekonomileri çöküşe sürüklemek ve zayıf bankaların artan borçlanma maliyetleri ve ellerindeki tahvil varlıklarının düşen fiyatları karşısında çökmesiyle bir bankacılık krizi yaratmak olmuştur. Avrupa’da hem hane halkının hem de şirketlerin kredi talebindeki büyük düşüş, parasal sıkılaştırmanın etkisine dair önemli bir işaretken, tarihi İsviçre bankası Credit Suisse’in tasfiyesi bankacılık krizinin ABD ile sınırlı olmadığının bir göstergesidir.

ABD’de de benzer bir durum söz konusu. Önce geçen hafta First Republic Bank’ın çöküşü ve JP Morgan tarafından hükümetten gelen tatlandırıcılarla yutulması; ardından FED’in son artırımının hemen ardından bir başka Kaliforniyalı banka PacWest’in ayakta kalabilmek için ekstra finansman talep ettiği haberi ile bankacılık krizi devam ediyor. Küçük bankaların hisse senedi endeksi, yatırımcıların ileride daha fazla iflas yaşanacağı korkusuyla düşüşe geçti.

FED’DEN KREDİ SIKILAŞTIRMA

Buna rağmen FED Başkanı Jay Powell, bankacılık krizinin (enflasyon gibi) kontrol altında olduğunu ve ABD ekonomisinde resesyonun da önleneceğini savunuyor. Her ne kadar FED’in kendi ekonomistleri herhangi bir toparlanmadan önce bu yılın önümüzdeki iki çeyreğinde “hafif bir resesyon” öngörüyor olsa da. Gerçekten de, bankacılık alanındaki fiyaskoya rağmen, FED tahvil varlıklarını azaltmaya (yani kredileri sıkılaştırmaya) geri döndü.

Ancak Powell’ın kendinden emin tonunun ardında belirsizlik yatıyor. FED’in daha fazla artırım yapmayacağı ve enflasyonun daha fazla önlem alınmadan düşeceğini umduğu görülüyor. FED’in basın toplantısında Powell şu yorumu yaptı: “Demek istediğim, bunun sonuna başlangıcından çok daha yakın olduğumuza dair bir his var. Bahsettiğim gibi, çeşitli kanallar aracılığıyla devam eden tüm sıkılaştırmaları toplarsanız, yaklaştığımızı ve hatta belki de oraya ulaştığımızı hissediyoruz.” Ancak politika faizinde herhangi bir indirim beklentisi olmadığını da açıkça belirtti. Yani acı devam edecek.

ENFLASYONUN DÜŞÜŞÜ ARTAN İŞSİZLİKLE GELECEK

Avrupa Merkez Bankası daha da şahindi. ECB Başkanı Lagarde, basın toplantısında şunları söyledi: “Duraklamıyoruz ve daha gidecek yolumuz var. Faiz artırım sürecine devam ediyoruz. Bir yolculuktayız ve henüz oraya varmadık.” Lagarde, ECB’nin amacının ekonomiyi aşağı çekmek olduğunu da açıkça ifade etti. “Manşet enflasyon düşüyor ve kredi verme yavaşlıyor. Ancak bu sıkı para politikası henüz ‘reel ekonomiyi’ etkilemedi. Sürecin bu ayağının gerçekleştiğini görmemiz gerekiyor.”

Özellikle Avrupa’da işçiler, reel gelirlerindeki kayıplarını daha yüksek ücretler elde ederek telafi etmek için büyük mücadele veriyor. Ancak bu, işgücünün verimliliği artmadığı takdirde daha düşük kar anlamına gelebilir. Verimlilik artışı ABD’de düşüyor, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,7’ye geriledi ve Avro Bölgesi’nde de aşağı yukarı yatay seyrediyor.

Geçen yıl tarihi zirvelere ulaşan kar marjları (üretim birimi başına kar) geriliyor ve toplam şirket kar büyümesi hızla yavaşlıyor.

Bu durum eninde sonunda üretken yatırımlarda düşüşe ve daha küçük ve zayıf şirketler arasında iflaslara yol açacaktır. Bu durumda enflasyon oranları düşecek (COVID öncesine kıyasla hala yüksek olsa da), ancak bu sadece artan işsizlik ve durgunluk pahasına olacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir